Etkin Pişmanlık Kapsamında Mağdurun Zararı Gidermek Suçu Kabul Anlamına Gelmez
Ceza yargılamasında, bazı suç tipleri bakımından öngörülen etkin pişmanlık müessesesi, failin sonradan pişmanlık duyarak mağdurun zararını gidermesi ya da adli makamlara yardımcı olması halinde, cezai yaptırımda indirim uygulanmasına imkan tanıyan istisnai bir hükümdür. Ancak uygulamada karşılaşılan önemli tartışmalardan biri, failin etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak istemesinin, aynı zamanda suçun işlendiğini kabul ettiği şeklinde yorumlanıp yorumlanamayacağıdır.
Soruşturma veya kovuşturma sürecine tabi bir kişinin, etkin pişmanlık hükümlerini kabul etmesi her ne kadar cezai sonuçlar bakımından fail lehine bir netice doğurabilecekse de bu kabul, doğrudan suçun ikrarı anlamına gelmemelidir. Zira kişi bu müesseseden yalnızca ileride verilebilecek bir mahkumiyet kararı ihtimaline karşı, ceza miktarını azaltmak ya da süreci hafifletmek amacıyla yararlanmak isteyebilir. Bu noktada failin, nihai hükmün içeriğini öngöremediği için kendi pozisyonunu güvence altına alması, savunma hakkının doğal bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.
Dolayısıyla mağdurun zararını tazmine yönelik etkin pişmanlık, salt bir suç itirafı veya açık bir kabul beyanı olarak nitelendirilemez. Aksi bir yorumun benimsenmesi halinde, failin aleyhine olan bu yanlış algı, kişilerin etkin pişmanlık gibi lehlerine düzenlenmiş koruyucu hükümlere yönelmelerini zorlaştıracak ve ceza adaletinin dengeli işlemesine zarar verecektir.
Bu çerçevede failin etkin pişmanlıktan yararlanmayı kabul etmesi, ancak bu müessesenin mevzuatta aranan şartlarının gerçekleşmesi halinde dikkate alınabilir. Aksi halde, zarar giderme veya mağdurla uzlaşma çabaları, suçu sabitleyen bir delil gibi değerlendirilmemelidir. Özellikle şu husus vurgulanmalıdır: “Fail, mağdurun zararını karşıladıysa o halde suçu işlemiştir” biçimindeki yaklaşım, hem masumiyet karinesi hem de ceza hukukunun temel prensipleriyle bağdaşmamaktadır.
Yüksek yargının da bu husustaki yaklaşımı açık ve istikrarlıdır. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 29.01.2013 tarihli, 2012/11847 E. 2013/1419 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, suç tamamlandıktan sonra failin duyduğu pişmanlık sebebiyle elde edilen eşyanın iadesi veya zararın tazmin edilmesi, yalnızca şahsi ceza indirimi sebebi teşkil eder. Bu durumun, failin suçu açıkça ikrar ettiği anlamına geldiği söylenemez. Bu davranışın, suçun kabul edildiğine yönelik kesin bir yorum yapılmasını gerektirmeyeceği ifade edilmiştir.
Uyuşmazlık; sanığa atılı suçun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Yerel Mahkemece çalınan altınların değer tespiti hususunda bir araştırma yapılmamakla birlikte mağdurun suçtan kaynaklanan zarar miktarı olarak belirttiği 9.500 TL’nin sanık tarafından karşılanmış olmasının, sanığın atılı suçlamayı kabul ettiği şeklinde yorumlanamayacağı tüm aşamalarda atılı suçlamayı kabul etmeyen sanığın savunmaları aksine yargılama dışı sanık …’un soyut beyanı dışında, atılı suçu işlediğine dair, her türlü şüpheden uzak, mahkûmiyetine yeter derecede, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.02.2023 tarihli, 2020/194 Esas – 2023/72 Karar sayılı ilamı
Yargı pratiği de bu yaklaşımla örtüşmektedir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 08.02.2023 tarihli, 2020/194 E. 2023/72 K. sayılı kararında; sanığın, mağdurun zararını karşılamış olmasının, suçun ikrarı olarak yorumlanamayacağı açıkça vurgulanmıştır. Kararda, sanığın isnat edilen suçu kabul etmemesine rağmen mağdurun zararını telafi ettiği, ancak dosya kapsamındaki diğer delillerin suçun sabit olduğuna yönelik her türlü şüpheden uzak, yeterli bir ispata ulaşamadığı belirtilmiş ve bu durumun mahkumiyet için yeterli görülmemesi gerektiği ifade edilmiştir. Özetle, yalnızca failin zarar gidermesi, maddi gerçeğin sübut bulduğu anlamına gelmeyeceği gibi mahkûmiyet için tek başına delil olarak da kabul edilemez.
İtiraz konusu olması sebebiyle kısaca etkin pişmanlık hususuna değinmek gerekirse; 5237 sayılı TCK’nun 168. maddesiyle, mala karşı işlenen bazı suçlar tamamlandıktan ve fakat hüküm verilmeden evvel failin pişmanlık göstererek mağdurun zararını gidermesi durumu, etkin pişmanlık olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin sebebi, mağdurun suç nedeniyle uğramış olduğu zararın giderilmesidir. TCK’nun 168. maddesinde yer alan ‘etkin pişmanlık’ hükmünün uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerekmektedir. Failin, mağdurun zararını tazmin etmesi, suçunu kabul ettiği anlamına gelmez. Fail, suçu işlediğini kabul etmemekle birlikte her ihtimale karşı mahkûm olması durumunda etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için zararın tazmini yoluna gidebilir. Bu husus, failin suçu ikrarı anlamına gelmez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.06.2017 tarihli, 2017/654 Esas 2017/333 Karar sayılı ilamı
Sonuç olarak; failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istemesi, onun suçun tüm unsurlarını kabul ettiği şeklinde yorumlanamaz. Etkin pişmanlık, ceza yargılamasında failin lehine tesis edilmiş, ancak doğru yorumlanmadığı takdirde işlemez hale gelecek bir kurumdur. Bu nedenle uygulamada, söz konusu müessesenin özü ve amacı dikkate alınarak değerlendirme yapılmalı; failin ceza indirimine yönelik bu başvurusunun mahkumiyet yönünde bir irade beyanı olarak algılanmasından özenle kaçınılmalıdır.