Hukuk Davalarında, Hükümde Kanun Yolu Süresinin Yanlış Gösterilmesi Hali

T.C. YARGITAY BÜYÜK GENEL KURUL Esas: 2021/5  Karar: 2023/2  28.04.2023 Tarihli Kararı

14.09.2023 tarihinde www.resmigazete.gov.tr de yayınlanan Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararı. Hukuk davalarında, hükümde kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi halinde, hatalı gösterilen kanun yolu süresi içerisinde yapılan kanun yolu başvurusu incelenmelidir.

 
İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KONUSU İLE İLGİLİ KAVRAM, KURUM VE YASAL DÜZENLEMELER
A. KANUN YOLU
1. Genel Olarak

Hukuk yargılaması ile kişiler arasında ortaya çıkan ve konusunu özel hukuk ilişkilerinin oluşturduğu uyuşmazlıklar, hukuk düzeni içerisinde eşitlik esasına göre mahkeme kararları yoluyla çözümlenmektedir. Mahkeme kararları, objektif hukuk kurallarının somut olaylara uygulanma biçimini gösteren metinler olmaları sebebiyle büyük bir önem taşımakla birlikte, hüküm mahkemelerinin yargılama sürecinde hata yapması ya da olaya uygulanması gereken hukuk normunu farklı yorumlaması veya hiç uygulamaması nedeniyle hukuka aykırı kararlar verilmesi ihtimali her zaman mevcuttur. Hatalı kararların yok sayılması mümkün olmadığı gibi taraflardan bu nitelikteki kararların hukuki sonuçlarına katlanmasını beklemek de hukuk devleti anlayışına uygun düşmeyecek ve adalet duygusunu zedeleyecektir. Bu itibarla mahkeme kararlarında hatalı, eksik, yanlış, haksız veya kanuna aykırı yönlerini zamanında gidermek, böylece hukuk uygulamasında adaleti ve birliği sağlamak amacıyla hemen her ülkede yüksek dereceli mahkemeler kurulmuş ve davanın taraflarına yüksek dereceli mahkemeye başvurma hakkı tanınarak, yargı kararlarına ilişkin olarak, bir tür denetim mekanizması öngörülmüştür.

2. Hukuk Davalarında Kanun Yollan

Uygulama ve öğretide kanun yolları farklı ölçütlere göre sınıflandırılmaktadır. Ancak genel kabul gören görüşe göre bu sınıflandırma “olağan kamın yolları ” ve “olağanüstü kanun yolları” olarak karşımıza çıkmaktadır. Henüz kesinleşmemiş olan nihai kararlara karşı başvurulan kanun yollarına olağan kanun yolları, şekli anlamda kesinleşmiş kararlar aleyhine başvurulan kanun yollarına ise olağanüstü kanun yollan denilmektedir. 

a. Olağan Kanun Yolları

Yukarıdaki sınıflandırma açısından değerlendirildiğinde, 6100 sayılı Kanun’da düzenlenen “istinaf” ve “temyiz” olağan kanun yollandır. Çünkü bir hükmün istinaf veya temyiz yargılamasına konu edilebilmesi için erteleyici etkinin gerçekleşmiş olması, yani verilen kararın kesinleşmemiş olması gerekmektedir. İlk derece mahkemelerince verilen ve kesinleşmemiş olan nihai kararlara karşı kanun yollarının ilk aşaması olarak bölge adliye mahkemelerinde istinaf incelemesi yapılmakta, sonrasında yasal koşullar mevcut ise bu kararlar Yargıtay tarafından temyiz incelemesine tabi tutulmaktadır.

b. Olağanüstü Kanun Yollan

Hukuk mahkemelerince verilen bir kararın kanun yollarının tüketilmesi veya hiç başvurulmaması sonucunda kesinleşmesi ya da kesin olarak karara bağlanması üzerine başvurulan olağanüstü kanun yolları ise “kanun yararına temyiz” ve “yargılamanın iadesi” şeklinde ortaya çıkmaktadır. Kararın kesinleşmesinden sonra çok istisnai olarak bazı ağır yargılama hatalarının varlığı durumunda bu yollara başvurulabildiği için olağanüstü kanun yollan olarak nitelendirilmektedir.

Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece, istinaf ve temyiz mahkemelerince gerçekleştirilen yargılamalar birbirinden farklı esas ve işlevlere sahip olsalar da bir bütün olarak, mahkemeler önüne taşman uyuşmazlıkların gerçek hak durumuna uygun, doğru ve adaletli kararlarla çözümlenmesi amacını taşıdıkları açıktır. Bu amacın etkin ve başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmesi için kanun yollarının usul hukuku çerçevesinde özel bir göreve sahip olduğu da kuşkusuzdur.

Kanun yollan ile mahkemelerce hatalı veya yanlış olarak verilen kararların denetimi, düzeltilmesi ve en nihayetinde hukuka uygun hale getirilmesi hedeflenirken, içtihadı birleştirmenin konusu, kesin nitelikte olduğu tartışma dışı olan kanun yoluna başvuru süresi hakkında mahkemece hatalı karar verilmesine ilişkindir. Bu durum, kanunda daha kısa belirlenmesine karşın kararda hatalı olarak daha uzun gösterilen süre içinde kanım yoluna başvurulduğu ve mahkeme eliyle yanıltılan tarafın kanım yolu başvurusu esastan incelendiği takdirde, 6100 sayılı Kanun’da emredici şekilde düzenlenen kesin sürelere ilişkin hükümlerin bertaraf edilmesi neticesine yol açılıp açılmayacağı sorununu ortaya çıkarmaktadır, Esasen, gerek öğreti gerekse Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılıklarının temelinde de bu husus yatmaktadır.

Anayasa’nın 2. maddesinde “hukuk devleti” ilkesi, cumhuriyetin temel niteliği olarak düzenlenmiş ve bu ilke Anayasa Mahkemesinin kararlarında; “eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, hu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli hır hukuk düzeni kurup hum geliştirerek sürdüren Anayasa aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tarif edilmiştir.
 

Hukuk devleti niteliği uyarınca devletin üstlendiği bu görevler çerçevesinde Anayasa’da, temel hak ve hürriyetlerin korunması ve gerçekleştirilmesine ilişkin en genel kural 40. maddede düzenlemiş ve “Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının saklanmasını isleme hakkına sahiptir” denilmiştir. Hukuk devleti, devletin hukuk kurallarına bağlı olmasının yanında, bireylere yargısal denetim güvencesini de sağlamasını gerektirdiğinden, yargısal başvuru yolu 36. maddede düzenlemiştir.

 

Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” denilerek, bu kapsamda yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurma, bunun doğal sonucu olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alman hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.

 
Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi de (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffiedinsa, B. No: 51307 99, 23.1.2003, 34).
 

Kanun yollarına başvuru hakkı yönünden ise bu hak, AİHS’nin 6. maddesinde zorunlu kılınan güvencelerden biri olarak kabul edilmediğinden, eğer iç hukukta itiraz, istinaf, temyiz gibi kanun yollarına başvuru imkanı tanınmış ise mevcut olan bu yola başvuru hakkının etkili biçimde kullanılıyor olması gerektiğini kabul etmektedir (Dayar ve Gürbüz Türkiye, B.No:37569, 27.11.2012, § 42).

 

Özellikle mahkemelerin kanun yolu süresini taraflara doğra gösterme zorunluluğu gözetildiğinde, kanun yollarına başvuru süreleri kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına karşın bu sürenin hükümde hatalı gösterilmesi durumunda, mevzuatın karmaşıklığı ve mahkemenin sebep olduğu hata nedeniyle usul kurallarının mahkemeye erişim hakkım kısıtlayacak şekilde katı uygulanmaması gerekir. Oldukça katı ve şekilci bir uygulamanın, mahkeme kararma güvenerek kararda gösterilen süre içinde kanun yoluna başvuran tarafın hak kaybına sebep olacağı ve aynı zamanda kanun yollarının amacına da uygun düşmeyeceği açıktır. Kaldı ki 6100 sayılı Kanun’un genel gerekçesine bakıldığında; ‘’Tüm hükümlerin düzenlenmesinde, tarafların ve ilgililerin hak arama özgürlüğüm genişleten, yargılama sırasındaki haklarını en iyi .şekilde teminat altına alacak ve yargı organlarının yüceliği ve saygınlığını koruyacak ilkelere yer verilmiştir” şeklindeki gerekçe de kanun koyucunun bu anlayışla düzenleme yaptığım göstermektedir.

 

Elbette ki, kesin sürenin değiştirilemeyeceği kuralının bertaraf edilmesi ya da kanun yolu süresinin değiştirilmesi söz konusu değildir. Hakimin kesin süreyi artırması da söz konusu olmayıp, hata sonucu süreyi yanlış bildirip tarafları yanıltması durumu mevcuttur. Bu nedenle hükümde kanun yolu süresinin hatalı olarak daha uzun gösterilmesi halinde, hatalı gösterilen süreye uyularak yapılan kanun yolu başvurusunun, adil yargılanma hakkı ve mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilerek süresinde yapıldığının kabul edilmesi gerekmektedir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi de kanun yolu süresinin hatalı gösterildiği durumlarda; temyiz istemini süre yönünden reddeden uygulamanın öngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceğini, mahkeme kararında gösterilen süre içinde temyiz yoluna başvurulduğu dikkate alınmadan temyiz talebini süre yönünden reddeden kararın mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediğini ve Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmektedir (Muammer Talar, B. No: 2014/819, 09.06.20/6, §51, Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret /LV, ve diğerleri, B, No: 2013/7114, 20.7.2016, f 56, Alper Aldemir, f 48, Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd Şti., §49).
 
Ancak, mevzuatta farklı kanunlarda birbirinden farklı kanun yolu sürelerinin bulunması nedeniyle ortaya çıkan böylesi hataların yine kanunlarda öngörülen süreler kapsamında olacağı da pek tabidir. Yoksa kanunlarda hiç yer almayan uzunluktaki bir sürenin hükümde gösterilmesi mahkemelerden beklenemeyeceği gibi hiç düzenlenmemiş uzunluktaki bir süre, yanılgı sonucu hükümde kanun yolu süresi olarak yazılmış olsa dahi, bu süre içerisinde yapılacak başvurunun yukarıdaki açıklamalar kapsamında süresinde kabul edilmesi bu defa yargılamanın bütün tarafları açısından adil yargılanma hakkım ihlal edecektir ki, bunun da kabulü mümkün değildir. Çünkü adil yargılanma hakkı, yargılamanın makul bir süre içinde yapılıp tamamlanmasını gerektirmektedir. Kesin olan kanun yolu sürelerinin etkinliği ile kamın yoluna başvuru hakkı arasında gözetilmesi gereken denge de bozulacaktır. Kaldı ki, uyuşmazlık uzun süre kesinleşmeden sürüncemede kalacağından, bu durum Anayasal bir ilke olan usul ekonomisi ilkesine de uygun düşmeyecektir. Hukuk davalarının, şekle ve süreye ilişkin kurallarla belli bir disiplin içinde yürütülerek bir an evvel gerçeğe uygun kararlarla çözümlenmesini amaçlayan 6100 sayılı Kanun’un ruhu da böyle bir kabule uygun değildir.
 

Diğer yandan, hakimin uyuşmazlıkta uygulanacak kanun hükmünü tespit ederek re’sen uygulama ve bu çerçevede kanun yolu süresini de taraflara doğru gösterme yükümlülüğü kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece hatalı şekilde kanun yolu süresinin yanlış gösterilmesi nedeniyle kanunda belirtilen süre içerisinde kanun yollarına başvurma hakkının kullanılamaması lehine olan taraf için usule ilişkin kazanılmış bir hakkın doğduğu da kabul edilemez. Zira usule ait kazanılmış hak esasının bir istisnası olarak, kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez.

Yargıtay İçtihatları Birleştim e Büyük Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, her ne kadar içtihadı birleştirme kararları konulan ile sınırlı olsa da gerekçeleriyle yol gösterici mahiyette olduğundan, varılan bu sonuç karşısında hakimin miktar itibariyle kesin olan ya da kanun yolu kapalı tutulan bir karar hakkında hatalı şekilde kanun yolu açık olacak şekilde karar vermesi durumunda, taraflarda haklı bir beklenti oluşacağı ve en nihayetinde farklı uygulamalara yol açılacağı görüşü açıklanmış ise de yukarıda değinildiği gibi hangi kararların kanun yolu denetimi dışında tutulacağı, hakkın kısıtlanması niteliğinde ve kamu düzenine ilişkin olduğundan Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ölçütler esas alınarak kanuni düzenlemeler ile belirlenmektedir, Bu itibarla, kanun hükmü gereği kesin olan ve taraflara kanun yoluna başvuru hakkı tanınmayan bir konuda, mahkemenin yanılgılı kararıyla böyle bir hakkın tanınması söz konusu olamaz. İçtihadı birleştirmenin konusu tamamen farklı duruma ilişkin olup, kanun tarafından tanınan ancak kesin süre içerisinde kullanılması gereken bir hakkın, mevzuattaki süre koşulunu mahkemenin yanlış göstermesi sebebiyle amacına uygun şekilde kullanılmasının engellenmesi söz konusudur. Bu nedenle kanuni düzenlemeler uyarınca kesin nitelikteki kararlar hakkında, mahkemelerce yanılgı sonucu kanun yolunun açık olduğu hükümde yazılmış olsa bile, yukarıdaki gerekçeler emsal alınarak esastan kanun yolu incelemesi yapılamayacağı hususunun da açıklanması uygun görülmüştür.

Tüm bu açıklamalar kapsamında yapılan görüşmeler sonucunda; hukuk davalarında, hükümde kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi halinde, hatalı gösterilen kanun yolu süresi içerisinde yapılan kanun yolu başvurusunun incelenmesi gerektiğine karar verilmiştir.

V. SONUÇ:

Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hukuk davalarında, hükümde kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi halinde, hatalı gösterilen kanım yolu süresi içerisinde yapılan kanun yolu başvurusunun incelenmesi gerektiğine, 28.04.2023 tarihinde yapılan üçüncü toplantıda oy çokluğu ile karar verilmiştir.

 

 

ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARINDA FAİLİN KUSURUNUN BELİRLENMESİ: TRAFİK KAZALARINDA BİLİNÇLİ TAKSİR KABUL EDİLEN KURAL İHLALLERİ

ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARINDA KUSUR: BİLİNÇLİ TAKSİR

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinde bilinçli taksir tanımına yer verilmiş olmakla birlikte, uygulamada sınırlayıcı bir etki oluşturmaması amacıyla hangi kural ihlallerinin bilinçli taksir kapsamında kaldığı tek tek sayılmamıştır. Bu husus uygulamaya bırakılmış olup, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ile bilinçli taksir kapsamında kabul edilen kural ihlalleri belirlenmiştir. Bu çalışmada, Yargıtay 12. Ceza Dairesi ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun süregelen yerleşik içtihatları çerçevesinde, trafik kazaları bakımından hangi kural ihlallerinin bilinçli taksir kapsamında değerlendirildiği hususunda açıklamalarda bulunulacaktır. Ancak bu değerlendirmelere geçmeden önce, bilinçli taksir kavramının izah edilmesi gerekmektedir. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki farkın ortaya konulması, bilinçli taksir kurumunun neden bu denli önemli olduğunu da açıklığa kavuşturacaktır. Konunun teknik detaylarına girerek karmaşıklık yaratmadan ifade etmek gerekirse; Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçunun cezası iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıdır. Ancak bu suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılmaktadır. Dolayısıyla bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması halinde cezanın hem alt hem de üst sınırı artmaktadır. Bu aşamada yapılan bu kısa açıklamanın, hukukçu olmayan kişiler açısından konunun anlaşılması bakımından yeterli olacağı kanaatindeyiz.

Bilinçli Taksir Kabul Edilen Kural İhlalleri

Alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında araç kullanmak: Trafik kazalarında bilinçli taksir kapsamında değerlendirilen kural ihlallerinin başında, alkollü şekilde araç kullanılması gelmektedir. Alkolün etkisi altında olması nedeniyle güvenli sürüş yeteneği zayıflayan failin, bu halde araç kullanırken kusurlu davranışıyla yaralamalı veya ölümlü bir trafik kazasına sebebiyet vermesi durumunda, hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerekir. Sürücünün almış olduğu alkolün, kaza anı itibarıyla güvenli sürüş yeteneği üzerindeki etkisinin tespiti tıbbi incelemeyi gerektirmektedir. Adli Tıp Kurumu’nun bilimsel kabullerine göre, sürücünün kaza anında tespit edilen alkol miktarının 1,00 promilin üzerinde olması halinde, taksirli hareketin bilinçli taksir düzeyine ulaştığı kabul edilmektedir. Yine bu bilimsel kabuller ve bunlara dayalı olarak oluşan yüksek mahkeme içtihatlarına göre, 1,00 promilin üzerindeki alkol miktarı sürücünün güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldırmaktadır. Bununla birlikte, bilinçli taksir hükümlerinin uygulanabilmesi için failin kazaya kusurlu hareketiyle sebebiyet vermiş olması ve aynı zamanda alkolün kazaya etkisinin bulunması gerekmektedir. Bu nedenle her somut olay, kendi özellikleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. 

Uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi altında araç kullanmak: Alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında araç kullanan sürücülerin kaza yapma ihtimalinin diğer sürücülere kıyasla daha yüksek olduğu tartışmasızdır. Uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin etkisi altında araç kullanan bir sürücünün güvenli sürüş yeteneği bulunmadığından, bu şekilde trafikte seyir halinde iken yaralanmalı veya ölümlü bir trafik kazasına sebebiyet vermesi halinde, hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerekir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin konuya ilişkin bir kararında; kazadan yaklaşık dört saat sonra alınan kan örneğinde esrar maddesinin etken unsuru olan THC’nin yüksek miktarda tespit edildiği, sanığın da beyanında kazadan önce uyuşturucu madde kullandığını ifade ettiği olayda, sanığın uyuşturucu madde etkisi altında araç sevk ve idare ettiği kabul edilerek bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğine hükmedilmiştir. 

Kırmızı ışıklı trafik işaretlerine uymamak: Kırmızı ışıklı trafik işaretlerine uyulmaması, trafik kazalarının başlıca nedenlerinden biridir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinde “kırmızı ışıklı trafik işaretlerinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçmek” asli kusurlu haller arasında sayılmıştır. Bu kapsamda, ışıklı kavşaklarda kırmızı ışık ihlali yaparak kazaya sebebiyet veren sürücünün, ya da kendisine kırmızı ışık yanmasına rağmen hareketine devam ederek yeşil ışıkta geçen yayaya çarpan araç sürücüsünün, yalnızca kusurlu değil aynı zamanda bilinçli taksirle hareket ettiği kabul edilmektedir.

Bilinçli taksir kapsamında değerlendirilen diğer kural ihlalleri: Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatları doğrultusunda, trafik kazalarında hangi kural ihlallerinin bilinçli taksir kapsamında değerlendirildiğine ilişkin örnekler vermek mümkündür. Bu kapsamda, sollama yasağının trafik işaret ve levhaları ile açıkça belirlendiği yollarda hatalı sollama yapılması, Yargıtay uygulamalarında bilinçli taksir olarak kabul edilmektedir. Nitekim, sollama yasağını gösteren devamlı yol çizgisi ve buna ilişkin trafik işaret levhasının bulunduğu bir yol kesiminde yapılan hatalı sollama neticesinde meydana gelen yaralamalı veya ölümlü trafik kazalarında, bilinçli taksir koşullarının oluştuğu kabul edilmektedir. Benzer şekilde, yolda çalışma bulunduğunu gösteren levhalara ve araçların sollama yapmamaları amacıyla konulan trafik düzenlemelerine rağmen, yol yapım çalışması nedeniyle gidiş-gelişin aynı şeritten sağlandığı ve sollamanın yasak olduğu yol kesiminde hatalı sollama yapılması da bilinçli taksir kapsamında değerlendirilmektedir. Öte yandan, yalnızca şerit ihlalinin bulunması tek başına bilinçli taksir olarak kabul edilmemektedir. Şerit ihlalinin değerlendirilmesinde olay yerinin özellikleri, yolun virajlı veya eğimli olup olmadığı ve en önemlisi ihlalin gerçekleştiği noktada sollama yasağının bulunup bulunmadığı gibi hususlar bir bütün olarak dikkate alınmalıdır. 

U dönüşü yasağı bulunan yerlerde, bu yasağa rağmen U dönüşü yapılması ve bu esnada ölümlü veya yaralamalı trafik kazasının meydana gelmesi halinde de bilinçli taksir koşullarının oluştuğu kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay, yol ortasında yan yana devamlı iki çizgi bulunmasına rağmen karşı yönde bulunan hastane önüne geçmek amacıyla U dönüşü yapmaya çalışan sürücünün, bu sırada karşı yönden gelen araçla çarpıştığı olayda bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. 

Yine tek yönlü yollarda ters yönde seyretmek, “girilmez” levhası bulunan yollara giriş yapmak veya geçme yasağını ifade eden devamlı çizgilerin bulunduğu iki yönlü yollarda karşı şeride geçerek ters istikamette seyretmek suretiyle kazaya sebebiyet verilmesi halleri de Yargıtay tarafından bilinçli taksir kapsamında değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, trafiğe kapalı olduğu bilinen bir yolda seyretmek ya da araç giremez levhası bulunan bir sokağa giriş yapmak da bilinçli taksir olarak kabul edilmektedir. Keza, manevra amacıyla makul mesafe dışında ve tedbirsiz şekilde geri geri ilerlenmesi de bilinçli taksir kapsamında değerlendirilmektedir. Yargıtay uygulamalarında ayrıca, tramvay geçişlerine tahsis edilmiş ve araç trafiğine kapalı olan yollarda seyredilmesi ile araç kapısının açık şekilde seyredilmesi gibi hallerde meydana gelen kazalarda da bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmektedir. Özellikle toplu taşıma araçlarında kapı açık şekilde seyir halinde olunması, sürüş güvenliğini ortadan kaldıran ağır bir ihlal olarak değerlendirilmektedir. 

Bunun yanında, trafik kazalarının önemli bir kısmının hız ihlalinden kaynaklandığı dikkate alındığında; Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin yerleşik kabullerine göre, kaza anında yasal hız sınırının en az iki katı veya üzerinde hızla seyredildiğinin tespit edilmesi halinde bilinçli taksir koşullarının oluştuğu kabul edilmektedir. Yine yoğun trafik içerisinde “makas atmak” suretiyle araç kullanılması da bilinçli taksir kapsamında değerlendirilmektedir. Ayrıca, sürücünün sevk ve idaresindeki araçla seyir halinde iken cep telefonu kullanarak sürekli internetle meşgul olması veya telefonla konuşması nedeniyle güvenli sürüş yeteneğini kaybetmesi durumunda meydana gelen kazalarda da bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilmektedir. 

Son olarak belirtmek gerekir ki, yukarıda örnekleme yoluyla açıklanan haller dışında da, somut olayın özelliklerine göre Yargıtay tarafından bilinçli taksir kapsamında değerlendirilen başka ihlal türleri de bulunmaktadır.

ÖLÜMLÜ TRAFİK KAZALARINDA FAİLİN KUSURUNUN BELİRLENMESİ: TRAFİK KAZALARINDA ASLİ KUSUR SAYILAN KURAL İHLALLERİ

A. TRAFİK KAZALARINDA FAİLİN KUSURUNUN BELİRLENMESİ

Toplumsal düzenin sağlanması ve trafik düzeninin sürekliliğinin temini amacıyla, karayolu trafiğini kullanan sürücüler ile yayaların dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun davranma yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerden birinin veya birkaçının ihlali hâlinde, sürücü ya da yayanın kusurlu davranışının bulunduğundan söz edilir. Zira karayolu trafiğini kullanan hem sürücülerin hem de yayaların, trafik düzeni ve güvenliğinin sağlanması bakımından dikkatli ve özenli davranmaları bir zorunluluk arz etmektedir.

Taksirli suçlarda kusurun belirlenmesi sırasında, olayın teknik açıdan değerlendirilmesini gerektiren ve çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren hususlarda bilirkişi görüşüne başvurulması önem arz etmektedir. Trafik kazalarında genel itibarıyla bilirkişi olarak Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Daireleri, teknik üniversitelerin trafik ihtisas kürsülerinde görev yapan akademisyenlerden oluşan bilirkişi heyetleri ile Karayolları Fen Heyetlerinin görüşlerinden yararlanılmaktadır. Bilirkişilerden rapor istenirken; sürücüler ile yayaların hangi hareketleriyle hangi trafik kurallarını ihlal ettikleri ve ihlal edilen kuralların nelerden ibaret olduğu hususunda ayrıntılı ve açıklayıcı tespitlere raporda yer verilmesi talep edilmelidir. Bilirkişiler tarafından yapılan teknik tespit ve değerlendirmeler yol gösterici nitelikte olup, kusurun bulunup bulunmadığına ilişkin nihai değerlendirme hâkim tarafından yapılacaktır. Nitekim bilirkişilerin kusura ilişkin değerlendirme ve görüşleri mahkeme hakimi bakımından bağlayıcı nitelik taşımamaktadır.

B. TRAFİK KAZALARINDA ASLİ KUSUR SAYILAN KURAL İHLALLERİ

Asli kusur; toplum içinde yaşayan ve uyması zorunlu davranış kurallarına riayet etmekle yükümlü olan, aynı durumdaki makul ve aklıselim her bir bireyin kendisinden beklenen dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlidir. Asli kusur durumunda, ortalama bir bireyden beklenen dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali söz konusu olmaktadır. Trafikte herkesin uyması zorunlu olan davranış kurallarının ihlal edildiği hallerde asli kusurun varlığından söz etmek mümkündür. Nitekim 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesinde asli kusur olarak kabul edilen kural ihlalleri sayılmıştır. Anılan maddede düzenlenen kural ihlallerinden birinin ihlali sonucunda ölümlü veya yaralamalı bir trafik kazasına sebebiyet verilmesi hâlinde, failin asli kusurlu olduğu kabul edilmelidir.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 84. maddesine göre aşağıda sayılan kural ihlallerini gerçekleştiren sürücüler asli kusurlu sayılırlar: 1. Kırmızı ışıklı trafik işaretinde veya yetkili memurun dur işaretinde geçme 2. Taşıt giremez trafik işareti bulunan karayoluna veya bölünmüş karayolunda karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit, rampa ve bağlantı yollarına girme 2. İkiden fazla şeritli taşıt yollarında, karşı yönden gelen trafiğin kullandığı şerit veya yol bölümüne girme 3. Arkadan çarpma 4. Geçme yasağı olan yerlerde geçme 5. Doğrultu değiştirme manevralarını yanlış yapma 6. Şeride tecavüz etme 7. Kavşaklarda geçiş önceliğine uymama 8.  Kaplamanın dar olduğu yerlerde geçiş önceliğine uymama 9. Manevraları düzenleyen genel şartlara uymama, 10. Yerleşim birimleri dışındaki karayolunun taşıt yolu üzerinde, zorunlu haller dışında park etme veya duraklama ve her durumda gerekli tedbirleri almama 11. Park için ayrılmış yerlerde veya taşıt yolu dışında kurallara uygun olarak park edilmiş araçlara çarpma, Bu hallerin gerçekleşmesi durumunda, kazaya sebebiyet veren sürücünün asli kusurlu olduğu kabul edilir.

Tüm bu açıklamaların dışında, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarıyla asli kusur olarak kabul edilen bazı kural ihlalleri de bulunmaktadır. Buna göre; alkollü şekilde araç kullanmak, araç kullanırken aynı anda cep telefonu ile meşgul olmak, araç kullanımı sırasında yere düşen bir eşya veya cismi bulunduğu yerden almaya çalışmak, belirli bir hız sınırı bulunan yollarda hız limitinin yaklaşık iki katı veya daha fazla hızla seyretmek, sevk ve idaresindeki araç ile örneğin 30–40 metre gibi azımsanmayacak bir mesafede geri gelmek suretiyle kazaya sebebiyet vermek gibi davranışlar da Yargıtay uygulamasında kural ihlali olarak değerlendirilmekte ve bu fiiller sonucunda meydana gelen ölümlü veya yaralamalı trafik kazalarında failin asli ya da tamamen kusurlu olduğu kabul edilmektedir.

Yine somut olayın özelliklerine göre kazaya sebebiyet veren bazı kural ihlallerinin de asli kusur kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Örneğin kimi durumlarda araçlar arasında herhangi bir fiziki temas bulunmamakla birlikte, trafikte seyreden diğer bir aracın seyir güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde kural ihlali yapan sürücünün de kusurlu olduğu kabul edilmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin konuya ilişkin bir kararında; sanığın aracı ile ölenin aracı arasında herhangi bir temas bulunmamasına rağmen, sanığın manevra kurallarına aykırı şekilde geriden gelen trafiği kontrol etmeksizin ve sinyal vermeksizin aniden sola manevra yapması sonucunda, ölen sürücünün direksiyon hâkimiyetini kaybederek kazaya sebebiyet verdiği olayda sanığın kusurlu olduğu kabul edilmiştir.

Dolayısıyla tüm bu izah edilen ve ayrıntılarıyla değinilen hususlar ışığında, Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri kapsamında failin kusurunun değerlendirilmesi yapılmakta; ayrıca Yargıtay’ın yerleşik içtihatları gereğince asli kusur sayılan diğer haller de dosya kapsamı ile birlikte bir bütün olarak değerlendirilerek failin kusuru belirlenmektedir. Öte yandan, fail ve ailesinin bu süreçte atması gereken en doğru adımın profesyonel bir hukuki destek almak olduğu da açıktır. Zira ölümlü trafik kazaları avukatı gibi son derece hassas ve teknik değerlendirmeler gerektiren dosyalarda, sürecin bir avukat eşliğinde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Nitekim söylenen fazladan bir cümle ya da söylenmeyen eksik bir ifade dahi failin hukuki durumunu doğrudan etkileyebilecek ve sürecin seyrini değiştirebilecek nitelikte olabilmektedir.

TRAFİKTE ŞİDDETE SIFIR TOLERANS: TRAFİKTE ULAŞIM ARAÇLARININ HAREKETİNİN ENGELLENMESİ SUÇU YÜRÜRLÜĞE GİRDİ. TRAFİKTE YOL KESENE 1 YILDAN 3 YILA KADAR HAPİS CEZASI

TRAFİKTE, KARA ULAŞIM ARAÇLARININ HAREKETİNİN HUKUKA AYKIRI BİÇİMDE ENGELLENMESİ, ARAÇLARIN ZORLA DURDURULMASI VEYA SÜRÜCÜLERİN İRADELERİ DIŞINDA GİTMEKTE OLDUKLARI YERDEN BAŞKA BİR YERE YÖNLENDİRİLMESİ FİİLLERİNE YÖNELİK AĞIR CEZAİ YAPTIRIMLAR ÖNGÖREN YENİ YASAL DÜZENLEME YÜRÜRLÜĞE GİRMİŞTİR.

Trafikte meydana gelen tartışma ve kavgaların önüne geçilmesi, ulaşım güvenliğinin sağlanması ve seyahat hürriyetinin korunması amacıyla hazırlanan yeni yasal düzenleme yürürlüğe girmiştir. Türk Ceza Kanunu ile bazı kanunlarda yapılan değişiklikler kapsamında, sürücüler ve diğer yol kullanıcıları açısından ciddi tehlike oluşturan “yol kesme”, “araç durdurma” ve “sürücüyü iradesi dışında başka bir yere götürme” şeklindeki fiiller, cezai yaptırımlar öngören suç tipleri arasına alınmıştır.

Bu kapsamda, Türk Ceza Kanunu’nun 223. maddesinin birinci fıkrasında yapılan düzenleme uyarınca, hukuka aykırı bir davranışla bir kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya aracı seyir halindeyken durduran kişiler, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Yine aynı madde kapsamında, bir kara ulaşım aracını gitmekte olduğu yerden başka bir yere zorla götüren veya yönlendiren kişiler bakımından ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Anılan düzenleme ile özellikle son dönemde trafikte sıkça karşılaşılan “çek sağa”, “yol kesme”, “sürücüyü taciz etme” gibi davranışların önüne geçilmesi, bu tür eylemler bakımından caydırıcılığın artırılması ve kamu düzeninin korunması amaçlanmaktadır.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 223. Maddesi uyarınca; (1) Hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı hareket halinde iken durduran kişi, bir yıldan üç yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, beş yıldan on yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, yedi yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilir. (5) Kanunda öngörülen şekil, şart ve usullere uygun olarak düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşleri esnasında birinci ve ikinci fıkrada belirtilen fillerin işlenmesi halinde bu fıkralardaki suç oluşmaz.

Nitekim söz konusu maddenin gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere; cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı diğer davranışlarla ulaşım araçlarına ve dolayısıyla kişilere yönelik gerçekleştirilen müdahaleler, ulaşım güvenliğini ciddi biçimde zedelemekte ve kişilerin seyahat hürriyetini ihlal etmektedir. Ayrıca, trafikte yaşanan tartışmaların ardından ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi veya zorla durdurulması şeklindeki eylemler, yalnızca trafik güvenliğini tehlikeye sokmakla kalmamakta; kişilerin yaralanmasına, hatta ölümüne varan sonuçların doğmasına da sebebiyet verebilmektedir.

Bu itibarla, trafikte artış gösteren şiddet içerikli olaylar karşısında, kara ulaşım araçlarının hareketinin hukuka aykırı şekilde engellenmesi fiillerine yönelik bir ceza müeyyidesi öngörülmek suretiyle, söz konusu eylemlerin önlenmesi, toplumsal huzurun ve ulaşım güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir.

11. YARGI PAKETİ OLARAK BİLİNEN TÜRK CEZA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ KABUL EDİLDİ: 11. YARGI PAKETİ MADDELERİ ve İÇERİĞİ

11. YARGI PAKETİ, TBMM ADALET KOMİSYONUNDA KABUL EDİLDİ

Kamuoyunda “Kovid-19” düzenlemesi olarak bilinen düzenlemenin kapsamının genişletilmesine ilişkin hükmün yer aldığı teklifin 27. maddesinin görüşmeleri sırasında AK Parti milletvekilleri değişiklik önergesi verdi. AK Parti’nin kabul edilen önergesiyle, alt soy ve üst soya, kardeşe, eşe, boşanılan eşe, kadına, çocuklara, beden veya ruh bakımından kendisini savunmayacak kişiye yönelik kasten öldürme, cinsel saldırı ile çocuğun cinsel istismarı suçları, 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenen suçlardan hükümlülerin kapalı cezaevinden açık cezaevine, açık cezaevinden denetimli serbestliğe 3 yıl daha erken ayrılmalarına ilişkin düzenlemenin kapsamından çıkarıldı. Böylece, terör ve örgütlü suçların yanı sıra bazı kasten öldürme suçları ile cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı suçundan hükümlüler bu düzenlemeden yararlanamayacak.

TBMM Adalet Komisyonunda, 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenen suçlar bakımından hükümlülerin kapalı cezaevinden açık cezaevine, açık cezaevinden denetimli serbestliğe 3 yıl daha erken ayrılmalarına ilişkin düzenlemeyi de içeren, kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi kabul edildi.

DOLANDIRICILIK SUÇUNA İLİŞKİN YARGILAMALARIN ASLİYE CEZA MAHKEMELERİNDE YAPILACAĞI KABUL EDİLMİŞTİR.

Dolandırıcılık suçunun yargılaması asliye ceza mahkemelerinde yapılacak. Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen “dolandırıcılık” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlarına ilişkin yargılamaların farklı mahkemelerde yürütülmesi sebebiyle oluşan görev uyuşmazlıklarının önüne geçilmesi amaçlanıyor. Buna göre, “dolandırıcılık” suçunun yargılaması asliye ceza mahkemelerinde yapılacak. Bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihte ağır ceza mahkemelerinde görülmekte olan davalarda veya istinaf ya da temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarda “nitelikli dolandırıcılık” suçlarına bakan mahkemenin görevinin bu düzenlemeyi ihdas eden Kanun ile değiştiği gerekçesiyle görevsizlik veya bozma kararı verilemeyecek. Bu davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu hükmün yürürlüğe girdiği tarihten önceki göreve ilişkin kurallara göre bakılmaya devam edilecek.

TÜRK CEZA KANUNUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER

Türk Ceza Kanunu’nun “Akıl hastalığı” hükmünde yapılan değişiklikle hukuk sisteminde cezai sorumluluğu kabul edilen kısmi akıl hastaları hakkında hem verilen cezanın infazı hem de akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanması amaçlanıyor. Buna göre, söz konusu kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunacak. Akıl hastalarının tedavi ve koruma amacıyla sağlık kurumunda geçirecekleri süre, ağırlaştırılmış müebbet hapis ve müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda bir yıldan, üst sınırı 10 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda ise 6 aydan az olamayacak.

ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI DOĞRULTUSUNDA MAĞDURU MUHATAP ALAN SESLİ, YAZILI VEYA GÖRÜNTÜLÜ BİR İLETİYLE İŞLENEN "HAKARET" SUÇU "ÖN ÖDEME" HÜKMÜNÜN KAPSAMINA ALINIYOR.

Anayasa Mahkemesinin kararı doğrultusunda mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenen “hakaret” suçu “ön ödeme” hükmünün kapsamına alınıyor. Böylece, suçla daha etkin mücadele edilmesi amacıyla sosyal medya üzerinden kolaylıkla işlenebilen bu suç bakımından “ön ödeme” hükümlerinin uygulanması amaçlanıyor. Kamu görevlisinin yürüttüğü görevinden dolayı kendisine karşı işlenen hakaret suçu bakımından bu hükümler uygulanmayacak ve genel hükümlere göre kamu davası açılabilecek.

Ceza Muhakemesi Kanunu’na eklenen hükümle, uzlaşmanın sağlandığı hakaret suçuna ilişkin dosyalar, bu suçun uzlaştırma kapsamından çıkarıldığı gerekçesiyle ön ödeme kapsamında değerlendirilemeyecek ve uzlaştırmaya ilişkin hükme göre sonuçlandırılacak. Soruşturma veya kovuşturma evresinde olan ve hükmün yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla uzlaşmanın sağlanmadığı dosyalar bakımından ön ödeme hükümleri uygulanacak.

TAKSİRLE YARALAMA SUÇUNA İLİŞKİN ÖNGÖRÜLEN HAPİS CEZALARININ ARTIRILMASINA YÖNELİK DÜZENLEME YAPILMIŞTIR.

Taksirle yaralamaya ilişkin hapis cezaları artırılıyor. Buna göre, taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişiye verilecek hapis cezasının alt sınırı 3 aydan 4 aya, üst sınırı ise bir yıldan 2 yıla çıkarılacak. Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde hapis cezasının alt sınırı 6 aydan 9 aya, üst sınırı ise 3 yıldan 5 yıla yükseltilecek.

GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA VE GENEL GÜVENLİĞE KARŞI SUÇLARDA YAPILAN CEZAİ ARTIRIMLAR VE YENİ DÜZENLEMELER

“Güveni kötüye kullanma” suçunun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması “nitelikli hal” kabul edilerek, bu durumda verilecek ceza bir kat artırılacak. Kamuoyunda “kurusıkı” olarak tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahlar, “Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” suçu kapsamına alınarak bunların kullanılmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor. Buna göre, kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda yangın çıkaran, bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan kişiye verilecek hapis cezasının alt sınırı 6 aydan 1 yıla, üst sınırı 3 yıldan 5 yıla yükseltilecek. Suçun ses ve gaz fişeği atabilen silahla ateş edilerek işlenmesi halinde 6 aydan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacak. Bu suçun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılacak.

SUÇ ÖRGÜTLERİNE İLİŞKİN HAPİS CEZALARININ ARTIRILMASI VE ÖRGÜT SUÇLARINDA YAPILAN YENİ DÜZENLEMELER

Teklifle “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” suçuna yönelik hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılıyor. Buna göre, Kanun’un suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde verilecek hapis cezasının alt sınırı 4 yıldan 5 yıla, üst sınırı 8 yıldan 10 yıla çıkarılacak. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt üyelerine verilecek hapis cezasının üst sınırı 4 yıldan 5 yıla, örgütün silahlı olması halinde verilecek ceza “dörtte birinden yarısına kadar” yerine “yarısı oranında” yükseltilecek. Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların araç olarak kullanılması halinde örgüt yöneticilerine ilgili hükme göre verilecek ceza, yarısından bir katına kadar artırılacak.

TRAFİKTE ARAÇLARIN ÖNÜNÜ KESME VE ULAŞIM ARAÇLARININ HAREKETİNİ ENGELLEME FİİLLERİNE AĞIRLAŞTIRILMIŞ CEZALAR GETİREN YENİ DÜZENLEME: HUKUKA AYKIRI BİR DAVRANIŞLA KARA ULAŞIM ARACININ HAREKET ETMESİNİ ENGELLEYEN VEYA BU ARACI HAREKET HALİNDE İKEN DURDURAN KİŞİ, 1 YILDAN 3 YILA KADAR HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILACAK.

Kamuoyunda “11. Yargı Paketi” olarak bilinen teklifle, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulmasının yanı sıra artık ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi de cezaya tabi olacak. Aynı zamanda bu suçlara ilişkin cezalar da arttırılacak. Buna göre, hukuka aykırı bir davranışla kara ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen veya bu aracı hareket halinde iken durduran kişi, 1 yıldan 3 yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezasına hükmolunacak. Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, 5 yıldan 10 yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, 7 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacak. Söz konusu suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilecek.

İHALENİN FESHİ TALEPLERİNDE YENİ DÜZENLEME: HARÇ VE TEMİNAT EKSİKSE TALEP KESİN OLARAK REDDEDİLECEK

Teklifle, İcra ve İflas Kanunu’nda değişikliğe gidiliyor. Nispi harç ve teminat yatırma yükümlülüğünü yerine getirmeyenlerin, ihalenin feshini talep etmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilecek. Teminatın veya yatırılması gereken harcın yatırılmaması veya eksik yatırılması suretiyle ihalenin feshinin talep edilmesi halinde mahkeme tebliğ edeceği muhtırada, iki haftalık kesin süre içinde teminatın veya harcın ikmal edilmesini, aksi halde ihalenin feshi talebinin dosya üzerinden kesin olarak reddedileceğini bildirecek. Mahkeme, süresi içinde teminat veya harç ikmal edilmediği takdirde derhal ihalenin feshi talebini reddedecek.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda yapılan düzenlemeye göre, alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğinde olan haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki 1 yıl içinde yapılan bütün bağışlamaların ve ivazsız tasarrufların iptale tabi olduğu hüküm altına alınıyor. Alt soy ve üst soy, üçüncü derece dahil kan hısımları, son 1 yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eşi ve üçüncü derece dahil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık, ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarrufların gerçek değere uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça bağışlama sayılacak.

Aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler ile borçlunun kendisine veya üçüncü bir kişi yararına ömür boyu gelir sözleşmesi ya da intifa hakkı tesis ettiği sözleşmeler yahut ölünceye kadar bakma sözleşmelerinin, uygun bir karşılığının sağlandığı ispatlanmadıkça bağışlama sayılacak.

Aynı Kanun’un “İstinaf yoluna başvurma ve incelenmesi” ile “Temyiz yoluna başvurma ve incelenmesi” başlıklı hükümlerindeki parasal sınırların uygulanmasında, şikayet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınacak.

Teklifle, Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının oluşturacağı hukuki boşluğun doldurulması amacıyla Kamu İhale Kanunu’nda değişikliğe gidiliyor. Kamu İhale Kurumunun gelirlerine ilişkin hükümde yapılan değişikliğe göre, itirazen şikayet başvuru bedelinin, başvuru dilekçesinde yer verilen iddialar dikkate alınarak belirlenecek haklılık oranına karşılık gelen kısmının Kurul kararıyla başvuru sahibine iadesine karar verilecek. Ancak Kurumca, ilgili hüküm uyarınca başvurunun reddine veya eşit muamele ilkesi yönünden yapılan inceleme sonucunda ilgili hükümler uyarınca ihalenin iptaline veya düzeltici işlem belirlenmesine karar verilmesi halinde başvuru bedeli iade edilmeyecek. Başvuru dilekçesinde aynı iddia kapsamında birden fazla hususa yer verilmesi halinde bu hususlar, Kurum tarafından ayrı birer iddia olarak değerlendirilecek. Kurul kararının başvuru sahibine bildirimini izleyen 30 gün içinde başvuru sahibinin Kuruma yazılı talebi üzerine, bu talep tarihini izleyen 30 gün içinde Kurum tarafından bedel iadesi yapılacak. Kurumca iade edilen bu bedel için faiz işlemeyecek.

BİLİŞİM SUÇLARIYLA ELDE EDİLEN MENFAATLERİN AKTARILDIĞI HESAPLARA İLİŞKİN YENİ DÜZENLEME

Ceza Muhakemesi Kanunu’na, bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve el koymaya ilişkin hüküm ihdas ediliyor. Buna göre, Türk Ceza Kanununda yer alan, nitelikli hırsızlık, nitelikli dolandırıcılık ile banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılmasına ilişkin suçların işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılan ya da yapılmaya teşebbüs edilen işlemlere konu suçta kullanılan her türlü hesabın 48 saate kadar askıya alınmasına ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından karar verilebilecek. Askıya alma işlemi ve hesap hareketleri, ilgili mali kurum tarafından tüm bilgi ve belgelerle birlikte derhal cumhuriyet başsavcılığına bildirilecek. Askıya alma işlemi ayrıca hesap sahibine de bildirilecek. Hesap sahibi, askıya alma işleminin kaldırılması için cumhuriyet başsavcılığına başvurabilecek. Cumhuriyet savcısı, başvuru hakkında 24 saat içinde karar verecek. Askıya alma işlemi tamamlanmadan suça konu menfaatin başka bir mali kuruma transfer edildiğinin tespit edilmesi halinde bu durum, askıya alma işleminin yapılabilmesi için banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı tarafından ilgili mali kuruma gecikmeksizin bildirilecek. Mali kurum tarafından askıya alınan veya cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine askıya alınan hesapta bulunan suça konu menfaate hakim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının yazılı emriyle askıya alma süresi içinde el konulabilecek. Hakim kararı olmaksızın yapılan el koyma işlemi 24 saat içinde görevli hakimin onayına sunulacak. Hakim, kararını el koymadan itibaren 48 saat içinde açıklayacak; aksi halde el koyma kendiliğinden kalkacak. Bu hükme göre el koyma işlemi yapılabilmesi bakımından rapor alma şartı aranmayacak.

El konulan suça konu menfaat, suçtan zarar gören mağdura ait olduğunun anlaşılması halinde soruşturma veya kovuşturma evresinde sahibine iade edilecek. Bu hüküm uyarınca askıya alma işlemine karar veren gerçek ve tüzel kişiler, hukuki bakımdan sorumlu tutulamayacak. Yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısından istenilen bilgi veya belgenin 10 gün içinde fiziki veya elektronik ortamda gönderilmesi zorunlu olacak. İstenilen bilgi veya belgenin gönderilmemesi ya da eksik gönderilmesi halinde cumhuriyet savcısı tarafından ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısına 50 bin liradan 300 bin liraya kadar idari para cezası verilecek.

Türk Ceza Kanunu'nda yapılan değişiklikle, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi, nitelikli hal olarak düzenleniyor. Buna göre, söz konusu suç, seri muhakeme usulü kapsamı dışında tutulacak.
Aynı Kanun'a eklenen hükümle, güveni kötüye kullanma suçunun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hali, cezayı ağırlaştırıcı neden olarak düzenleniyor, nitelikli hal, uzlaştırma kapsamı dışında tutuluyor.
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı çerçevesinde, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan hakaret suçu bakımından uzlaştırma yoluna gidilemeyecek.
Ön ödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması halinde uzlaştırma kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanacak.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNİN BOZMA YETKİSİNİN KAPSAMI GENİŞLETİLİYOR

Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki düzenlemeyle, bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisinin kapsamı genişletiliyor. Buna göre, ilk derece mahkemelerinin kararlarında, hukuka aykırılıkların bulunması halinde de bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından bozma kararı verilebilmesine imkan tanınıyor.

11. YARGI PAKETİNDE COVİD-19 DÜZENLEMESİ

Kamuoyunda “Kovid-19 düzenlemesi” olarak bilinen, kapalı cezaevinden açık cezaevine, açık cezaevinden de denetimli serbestliğe daha erken ayrılmayı öngören düzenlemenin kapsamı genişletilecek. Bu düzenlemeye, 31 Temmuz 2023 öncesinde suç işleyenler de dahil edilecek. Terör ve örgütlü suçlar, alt soy ve üst soya, kardeşe, eşe, boşanılan eşe, kadına, çocuklara, beden veya ruh bakımından kendisini savunmayacak kişiye yönelik kasten öldürme, cinsel saldırı ile çocuğun cinsel istismarı suçları hariç olmak üzere, 31 Temmuz 2023 tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerden, toplam hapis cezası 10 yıldan az ise 1 ayını, 10 yıl ve daha fazla ise 3 ayını bu kurumlarda geçirip ilgili mevzuat uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasına 3 yıl veya daha az süre kalanlar, bu şartların oluştuğu tarih itibarıyla açık ceza infaz kurumlarına ayrılabilecek.

Bu hükümlüler ile 31 Temmuz 2023 tarihi ve öncesinde işlenmiş suçlar nedeniyle açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler, talepleri halinde en az 3 ay açık ceza infaz kurumunda kalmış olmak şartıyla ilgili mevzuat uyarınca cezaların denetimli serbestlik tedbiri altında infazı uygulamasından 3 yıl erken yararlandırılacak. Yeni düzenleme çerçevesinde uyum düzenlemesi de yapılacak.

ESNAF VE SANATKARLARCA ÜRETİLEN MAL VE HİZMETLERİN FİYAT TARİFELERİNE İLİŞKİN DÜZENLEME

Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Kanuna tabi esnaf ve sanatkarlarca üretilen mal ve hizmetlerin fiyat tarifeleri, bağlı bulundukları odalarca hazırlanacak ve odanın mensubu olduğu Birlik yönetim kurulu tarafından fiyat tarifesinin sunulmasından sonra 30 gün içinde onaylanacak veya reddedilecek. Ticaret Bakanlığının görüşüne tabi fiyat tarifelerinde 30 günlük süre Bakanlığa görüş talebinin iletildiği gün duracak ve görüşün, Birliğe iletildiği günden itibaren devam edecek. Onaylanan fiyat tarifesi mülki amirlik, belediye ve ilgili odaya 7 gün içerisinde bildirilecek ve itiraz edilmezse 15 gün sonra yürürlüğe girecek. Fiyat tarifeleri, uygulanacak azami hadleri gösterecek. Belediyeler veya o yerin en büyük mülki amiri tarafından itiraz edilen ya da Ticaret Bakanlığının görüşüne tabi olan fiyat tarifelerinde Bakanlığın olumsuz görüş verdiği fiyat tarifeleri, 15 gün içerisinde uzlaşma komisyonunca değerlendirilerek nihai karar verilecek.

Uzlaşma komisyonu, o yerin mülki amirinin ya da görevlendireceği yardımcısının başkanlığında, ticaret il müdürlüğü, defterdarlık, belediye, ildeki ilgili kamu kurumu, ticaret ve sanayi veya ticaret odası ile esnaf ve sanatkarlar odaları birliği temsilcilerinden oluşacak. İlgili kamu kurumu temsilcisi, talep edilen tarifenin konusu dikkate alınarak komisyon başkanınca belirlenecek. Komisyon kararları salt çoğunlukla alınacak. Komisyon, değerlendirmesini mevcut maliyetler ve ortalama kar marjları ile Orta Vadeli Programda yer alan enflasyon hedeflerini de dikkate alarak yapacak. Talep edilen tarife, komisyonun nihai kararından sonra yürürlüğe girecek. Ticaret Bakanlığının görüşüne tabi fiyat tarifeleri ile komisyonun değerlendirme sürecine ilişkin usul ve esaslar, Ticaret Bakanlığı tarafından yönetmelikle belirlenecek.

TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen, kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ne göre, yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişiler, içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi amacıyla sulh ceza hakimliğine başvurabilecek.
Teklifle, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na geçici hüküm ekleniyor. 1 Ocak 2016 tarihinden önceye ait olup ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile gecikme cezası ve gecikme zammı gibi feri alacaklarının tamamının tahsilinden vazgeçilecek. Bu hükmün yayımlandığı tarihe kadar söz konusu süreler için ödenmiş olan primler iade ve mahsup edilmeyecek.
Türk Ceza Kanunu'nda yer alan nitelikli hırsızlık, dolandırıcılık, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarında kullanıldığı tespit edilen mobil haberleşme hattının bağlantısı, yürütülen soruşturma kapsamında hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine mobil haberleşme hizmeti sunan işletmeci tarafından kesilecek.

Hakim kararı olmaksızın yapılan işlem, 24 saat içinde görevli hakimin onayına sunulacak. Hakim, kararını bağlantının kesilmesinden itibaren 48 saat içinde açıklayacak, aksi halde bağlantının kesilmesi tedbiri kendiliğinden kalkacak. Bu hüküm uyarınca verilen karara veya yazılı emre rağmen ilgili hattın haberleşmesinin kesilmemesi halinde cumhuriyet savcısı tarafından işletmeciye 50 bin liradan 300 bin liraya kadar idari para cezası verilecek.

KVKK’dan KONAKLAMA SEKTÖRÜNE YENİ DÜZENLEME: Oteller Artık Kimlik Fotokopisi Alamayacak

Kişisel Verileri Koruma Kurulu, turizm ve otelcilik sektöründe uzun süredir tartışma konusu olan “kimlik fotokopisi alınması” uygulamasına son verdi. Resmi Gazete’de yayımlanan İlke Kararı ile birlikte, otel ve benzeri konaklama tesislerinin müşterilerden T.C. kimlik belgesi fotokopisi alma pratiği tamamen kaldırıldı.

Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından hazırlanan “Turizm ve Otelcilik Sektöründe Konaklama Hizmeti Alan Kişilerin T.C. Kimlik Belgesi Fotokopisinin Kaydedilmesi Hakkında İlke Kararı” Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanmış olup, söz konusu ilke kararı ile konaklama tesislerinde uzun yıllardır süregelen kimlik fotokopisi alma uygulamasına son verilmiştir.

Kurul tarafından yapılan değerlendirmede; Kimlik Bildirme Kanunu ve ilgili yönetmelikler uyarınca otellerin misafirlerin kimlik bilgilerini kayıt altına alma yükümlülüğünün bulunduğu kabul edilmiştir. Bununla birlikte, söz konusu yasal yükümlülük kimlik belgesinin fotokopisinin alınmasını zorunlu kılan bir düzenleme içermediğinden, kimlik fotokopisi alma uygulaması “gereğinden fazla veri işleme” olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, müşterinin kimliğinin gösterilmesi suretiyle doğrulanması yeterli olacak; kimlik belgesinin tarama, kopyalama, saklama veya çoğaltma yöntemleriyle işlenmesi hukuka aykırı kabul edilecektir.

MEVCUT FOTOKOPİLER İMHA EDİLECEK

İlke Kararı uyarınca, yalnızca bundan sonra kimlik fotokopisi alınması yasaklanmamış; aynı zamanda konaklama tesislerinin geçmiş dönemlerde aldıkları kimlik fotokopilerini imha etme yükümlülüğü getirilmiştir. Bu sonuç, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 7. maddesinde düzenlenen “işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi veya anonim hale getirilmesi” hükmüne dayanmaktadır.

İlke Kararı ile getirilen düzenlemelere aykırı hareket edilmesi halinde, konaklama tesisleri hakkında KVKK’nın 18. maddesi uyarınca idari yaptırımlar uygulanması gündeme gelecektir. Bu nedenle turizm ve otelcilik sektöründe faaliyet gösteren tüm işletmelerin, elde bulunan kimlik fotokopilerinin imhası dahil olmak üzere gerekli uyum süreçlerini gecikmeksizin yerine getirmeleri önem arz etmektedir.

SONUÇ

Son ilke kararı ile birlikte konaklama sektöründe kişisel verilerin işlenmesine ilişkin uzun süredir tereddüt konusu olan “kimlik fotokopisi alma” uygulaması hukuken sona ermiştir. Artık oteller ve benzeri konaklama tesisleri yalnızca kimlik gösterilmesiyle kimlik doğrulaması yapabilecek; kimlik fotokopisi talebi, saklanması veya çoğaltılması hukuka aykırı veri işleme olarak değerlendirilecektir.

Bununla birlikte geçmişte alınmış kimlik fotokopilerinin ivedilikle imha edilmesi, veri sorumlularının KVKK kapsamında yükümlülüğüdür.