12. YARGI PAKETİ RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANDI: IBAN MAĞDURLARI İÇİN CEZA İNDİRİMİ DÜZENLEMESİ
12. YARGI PAKETİ İLE IBAN MAĞDURLARI AÇISINDAN NELER DEĞİŞTİ?
Kamuoyunda “IBAN mağdurları” olarak bilinen, banka hesabını iyi niyetle ve güven ilişkisine dayanarak üçüncü kişilere kullandıran kişilerin uzun süredir beklediği düzenleme, 12. Yargı Paketi’nin Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle birlikte hayata geçti. 12. Yargı Paketi yürürlüğe girmeden önce, banka hesabını iyi niyetle ve güven ilişkisi içerisinde üçüncü bir kişiye kullandıran birçok kişi, bir süre sonra hakkında soruşturma başlatıldığını, hatta kamu davası açıldığını öğreniyor; çoğu zaman neyle karşı karşıya olduğunu dahi anlayamadan karakolda ifade vermek zorunda kalıyor veya ağır ceza mahkemesinde sanık sıfatıyla yargılanmak durumunda kalıyordu.
Bu süreçte, hesabını tanışıklığa dayalı güven ilişkisi nedeniyle üçüncü kişilere kullandıran kişinin aslında arka planda hangi işlemlere aracılık ettiği ve bu durumun nasıl ortaya çıktığı daha net şekilde şu şekilde anlaşılmaktadır: Dolandırıcılık suçunu işleyen kişiler, gerçek kimliklerinin tespit edilmesini zorlaştırmak amacıyla kendi banka hesaplarını kullanmak yerine, üçüncü kişilere ait banka hesaplarını temin ediyordu. Dolandırılan vatandaşlardan alınan paralar da bu hesaplara EFT veya havale yoluyla gönderiliyordu. Böylece para transferi, asıl failler yerine üçüncü kişilere ait IBAN hesapları üzerinden gerçekleştiriliyor ve gerçek faillerin kimliklerinin tespiti önemli ölçüde güçleşiyordu. Nitekim dolandırılan kişi Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğunda, soruşturmanın ilk aşamasında ulaşılabilen tek kişi çoğu zaman paranın gönderildiği banka hesabının sahibi oluyordu. Asıl failler ise sahte kimlikler, açık hatlar veya farklı yöntemler kullanmaları nedeniyle kolaylıkla tespit edilemiyordu. Bu nedenle banka hesabının sahibi hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesinde düzenlenen “Bilişim Sistemlerinin, Banka veya Kredi Kurumlarının Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Nitelikli Dolandırıcılık” suçundan soruşturma başlatılıyor ve kamu davası açılabiliyordu.
Hakkında dava açılan kişiler ise, hesaplarını yalnızca güven ve tanışıklık ilişkisi nedeniyle üçüncü kişilerin kullanımına bıraktıklarını hukuka uygun delillerle ortaya koyamadıkları takdirde, dolandırıcılık suçuna iştirak ettikleri gerekçesiyle mahkumiyet riskiyle karşı karşıya kalıyordu. Üstelik bu suç bakımından Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesi uyarınca verilecek hapis cezasının alt sınırı 4 yıl olduğundan, uygulamada oldukça ağır sonuçlar doğabiliyordu.
İşte 12. Yargı Paketi ile birlikte bu konuda önemli bir değişikliğe gidilmiş ve Türk Ceza Kanunu’nun 158. maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Böylece, dolandırıcılık suçuna iştiraki yalnızca banka hesabının kullanılmasını sağlayan bilgi veya araçların verilmesiyle sınırlı kalan kişiler bakımından cezada indirim yapılmasının önü açılmıştır. Düzenlenen yeni hüküm şu şekildedir: “Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.”
Madde 158 – (4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir.
Bu düzenleme ile birlikte, hesabını kullandıran herkes bakımından otomatik olarak ceza indirimi öngörülmemiştir. Kanun koyucu yalnızca iştirak fiili, banka hesabının kullanılmasını sağlayan bilgi veya araçların verilmesiyle sınırlı kalan kişiler yönünden özel bir indirim hükmü getirmiştir. Başka bir ifadeyle; sanığın dolandırıcılık planının hazırlanmasına katılmaması, mağdurlarla irtibat kurmaması, para transferini organize etmemesi ve suçun icrasına başka herhangi bir şekilde iştirak etmemesi; iştirakinin yalnızca banka hesabını veya hesabın kullanılmasını sağlayan bilgileri üçüncü kişiye vermekle sınırlı kalması halinde, TCK’nın 158/4. maddesinde düzenlenen yarı oranındaki ceza indirimi uygulanabilecektir.
Dolayısıyla 12. Yargı Paketi ile getirilen bu düzenleme, uygulamada “IBAN mağdurları” olarak adlandırılan kişiler bakımından önemli bir yenilik olmakla birlikte, her olayın kendi somut özellikleri içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Ceza indiriminin uygulanabilmesi için sanığın iştirakinin yalnızca Kanun’da belirtilen fiille sınırlı olması ve bunun yargılama sırasında ortaya konulması gerekmektedir.
IBAN MAĞDURLARI İÇİN CEZA İNDİRİMİ DEVAM EDEN VE KESİNLEŞMİŞ DOSYALARDA NASIL UYGULANACAK?
TCK’nın 158/4. maddesiyle getirilen bu düzenlemenin uygulanması, dosyanın bulunduğu yargılama aşamasına göre farklılık göstermektedir. Şayet dosya henüz soruşturma aşamasında veya İlk Derece Mahkemesinde görülmekte olan bir dava niteliğinde ise, Cumhuriyet Savcılığı ve Mahkeme tarafından TCK’nın 158/4. maddesindeki şartların oluşup oluşmadığı doğrudan değerlendirilecek ve şartların gerçekleşmesi halinde ceza indirimi uygulanacaktır.
Dosyanın istinaf veya temyiz incelemesinde bulunması halinde ise, 12. Yargı Paketi ile getirilen geçiş hükümleri devreye girecektir. Buna göre, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce hüküm verilmiş olmakla birlikte dosyası henüz kesinleşmeyen ve kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklar bakımından, TCK’nın 158/4. maddesinin uygulanma ihtimali bulunan dosyalar yeniden değerlendirmeye alınacaktır. Bu kapsamda, Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinde bulunan dosyalar bozularak İlk Derece Mahkemesine gönderilecek; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise usulüne uygun şekilde İlk Derece Mahkemesine iletilecek ve Mahkemece yeniden yargılama yapılarak TCK’nın 158/4. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilecektir.
Buna karşılık, hükmün kesinleştiği ve infaz aşamasına geçtiği dosyalarda ise, lehe kanun ilkesinin uygulanabilmesi amacıyla uyarlama yargılaması (lehe kanun uyarlaması) talebiyle hükmü veren Mahkemeye başvurulması gerekmektedir. Mahkeme, somut olayın özelliklerini değerlendirerek yeni düzenlemenin sanık lehine uygulanıp uygulanamayacağına karar verecektir.
Sonuç olarak, 12. Yargı Paketi ile getirilen bu düzenleme her dosyada kendiliğinden uygulanmayacak olup; dosyanın bulunduğu yargılama aşaması, sanığın eyleminin niteliği ve TCK’nın 158/4. maddesinde öngörülen şartların oluşup oluşmadığı birlikte değerlendirilecektir. Bu nedenle, söz konusu düzenlemeden yararlanma imkanı bulunan kişilerin hak kaybına uğramamaları adına sürecin bir ceza avukatı aracılığıyla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.