İCRA HUKUKUNDA MESKENİYET (HACZEDİLMEZLİK) ŞİKAYETİ: Borçlunun Haline Münasip Evinin Haczedilememesi

Haczedilemezlik İlkesi ve Borçlunun Haline Münasip Ev Kavramı

Anayasasının 17. maddesi, her bireyin yaşama, maddi ve manevi varlık koruma ve geliştirme hakkını temel bir ilke olarak benimsemiştir. Bu çerçevede, borçlu ve ailesinin yaşamını sürdürebilmesi için zorunlu olan “haline münasip ev” kavramı, haczedilemezlik ilkesi altında koruma altına alınmıştır. Haczedilemezlik, sosyal devlet olmanın bir gereğidir ve toplumun temel taşı olan ailenin de korunmasını sağlar.

 

İcra İflas Hukukunda kural olarak borçlunun malvarlığını teşkil eden mal, alacak ve hakları, alacaklılarına karşı bir tür teminat oluşturur. Ancak, borçlunun ve ailesinin asgari yaşam koşullarının sürdürülebilmesi amacıyla, mal varlıkları içerisinde bazı istisnalar belirlenmiştir. Bu istisnalar arasında dikkate değer olanlardan biri de, borçlunun sosyal ve ekonomik durumuna uygun, ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabilecek evinin haczedilemez olmasıdır. Bu düzenleme, borçlunun ve ailesinin insan onuruna yaraşır bir yaşam sürdürebilmesi için temel bir önlem olarak öne çıkar.

Haczi caiz olmıyan mallar ve haklar: Madde 82 “Aşağıdaki şeyler haczolunamaz: …. 12. Borçlunun Haline Münasip Evi..”

İcra İflas Kanunu’nun 82/12 maddesi gereğince, borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Bir meskenin, borçlunun haline uygun olup olmadığı, adı geçenin haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Buradaki “aile” terimi, geniş anlamda olup, borçlu ile birlikte aynı çatı altında yaşayan, bakmakla yükümlü olduğu kişileri kapsar. 


Haline münasip ev kavramından; borçlunun mali ve sosyal mevkii ile borçlunun ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek asgari şartları haiz bir meskeni anlamak gerekecektir. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı, borçlunun haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. (Prof. Dr. Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku El Kitabı,Kasım 2004, syf 446-447)

Somut olayda, talimatla mahallinde yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda, taşınmazın haciz tarihindeki değerinin 188.519,00 TL olduğu ve davacının haline münasip bir daireyi haciz anındaki sosyal durumuna göre 200.000TL’ye alabileceği belirlendiğine göre, taşınmazın haciz tarihindeki değerinin, haciz anındaki sosyal durumuna göre tespit edilen haline münasip ev alabileceği miktardan daha düşük olduğu anlaşılmaktadır. ( Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E.2021/1349, K.2021/5859

Bu kıstasları aşan nitelik ve evsaftaki yerlerle, makul ölçüleri geçen oda ve salonu kapsayan ve ikamet için zorunlu öğeleri içeren bir meskenin dışındaki yerler, maddede öngörülen amaca aykırıdır. Borçlunun görev ve sıfatı, kendisinin yukarıda belirlenenden daha görkemli bir meskende ikamet etmesini gerektirmez. 


Haczedilemeyen mal ve hakları düzenleyen 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 82/12. maddesinde, borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceği belirtilmiştir. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı, borçlunun haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Borçlunun sahip bulunduğu evin kıymeti, kendisinin ve ailesinin ihtiyacına cevap verecek normal bir evin bedelinden fazla ise, o zaman icra müdürü, borçlunun evini haczeder ve satar. Satıştan elde edilen paradan, ilk önce borçluya haline uygun bir ev alabileceği kadar para bırakılır; artan para ise evi haczettirmiş olan alacaklıya ödenir (KURU, Baki, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Kasım 2004, s. 446-447 ). 


Yargıtay’ın konuyla ilgili kararları, borçlu ve ailesinin temel yaşam koşullarının korunmasının önemini vurgular. Bu kararlar, alacaklıların haklarının korunması gerektiğini kabul ederken, borçlunun ve ailesinin insan onuruna yakışır bir yaşam sürdürebilmesi için gerekli koşulların da gözetilmesi gerektiğini belirtir. Bu yaklaşım, borçlunun barınma hakkı ile alacaklının mülkiyet hakkı arasında adil bir denge kurulmasını sağlar. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.09.2012 tarihli ve 2012/12-332 E. 2012/595 K., 23.01.2013 tarihli ve 2012/12-704 E. 2013/79 K ile 28.11.2012 tarihli ve 2012/12-567 E. 2012/909 K. sayılı kararlarında da benzer hususlar dile getirilmiştir.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları, devletin aile yaşamına saygı gösterme yükümlülüğünün sadece keyfi müdahalelerden kaçınmayı değil, aynı zamanda aile yaşamını aktif bir şekilde koruma altına almayı da içerdiğini vurgular. Bu bağlamda, “haline münasip ev” kavramı, borçlunun ve ailesinin barınma hakkının korunmasında önemli bir araç olarak karşımıza çıkar. 


2004 sayılı Kanun’un 82. Maddesinin birinci fıkrasının 12 numaralı bendinde öngörülen borçlunun haline münasip evinin haczedilmesinin barınma hakkı üzerindeki etkisi ile alacaklının mülkiyet hakkı arasında bir dengelenme yapıldığı, sonuç olarak da borçlunun sosyal ve ekonomik durumuna uygun olduğu tespit edilen mesken ile ilgili bir koruma sağlanarak barınma hakkına üstünlük tanındığı anlaşılmaktadır. Kanun koyucu anılan dengelemede borçlunun barınma hakkına üstünlük tanırken barınmanın bireyin en temel ihtiyaçlarından biri olduğunu gözetmiş ve barınma imkanından yoksun kalmanın borçlunun maddi ve manevi varlığı üzerinde oluşturacağı ciddi etkiyi dikkate almıştır. (Anayasa Mahkemesi Emine Göksel B. No: 2016/10454)


Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük sadece belirtilen hakka keyfi surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıp öncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak aile yaşamına etkili bir biçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir. Söz konusu pozitif yükümlülükler bireyler arası ilişkiler alanında olsa da aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınması zorunludur. (Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/03/1985)

O halde, mahkemece, bilirkişilerden ek rapor alınarak, gerektiğinde yeniden keşif yapılarak, borçlunun, meskeninin bulunduğu yerden daha mütevazi koşullara sahip yerlerde haline münasip evi alabileceği değerin belirlenerek, bu tespitten sonra, borçlunun haline münasip evi alabileceği miktar, mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye ve yetersiz rapora dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. (Yargıtay 12. Hukuk Dairesi E.2016/4796, K.2016/22198

Sonuç olarak, borçlunun taşınmazına haciz uygulandığında, “haline münasip ev” gerekçesiyle icra hukuk mahkemesine yapılan şikayet halinde, mahkemece, davacının sosyal ve ekonomik durumu ile haciz konulan bağımsız bölümde ikamet edip etmediği hususları kolluk vasıtasıyla , davacı adına başka mesken niteliğinde taşınmaz olup olmadığı hususu da Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü vasıtasıyla araştırılmalı, haczedilen evin haline münasip ev olup olmadığının tespiti ile  bilirkişilerden mahcuzun bulunduğu yer ve konumlarını irdeler şekilde ve emsal konumda olan taşınmazların satışları hakkında da araştırma yapılmak suretiyle mahcuzun değerini irdeleyen rapor alınarak, davaya konu taşınmazın bulunduğu yerde aileyi oluşturan kişiler dikkate alındığında haline münasip evi alabileceği değerin yukarıdaki kurallara göre tespit edilerek bu miktar mahcuzun değerinden az ise mahcuzun satılarak, borçlunun haline münasip ev alması için gerekli bedelin kendisine, artanın alacaklıya ödenmesine, satışın borçlunun haline münasip ev alabileceği miktardan az olmamak üzere yapılmasına karar verilmelidir.

Somut olayda, Mahkemece, mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda; mahcuzun borçlunun hissesine düşen haciz tarihindeki değerinin 110.000,00 TL, dava konusu taşınmazın bulunduğu semtte borçlunun haline münasip evi alabileceği değerin ise piyasa fiyatlarına göre 95.000 TL ve 110.000 TL civarlarında bulunduğu, bu nedenlerle haciz konan evin borçlunun haline münasip olduğunun bildirildiği görülmektedir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi E.2014/26709, K.2016/10357